vendredi, novembre 25, 2011

çinli, japon,vietnamlı, koreli bir gün tatile çıkmışlar

alıntıdır.(Hoccam: Giray)

En sinirlendiğim şey çinlilerle japonların karıştırılmasıdır!

öğrenin artık her çekik gözlünün japon olmadığını

yaklaşın pis kokuyorsa çinli güzel kokuyorsa japondur

gözleri normal gibi ama kısıklık varsa çinlidir direk çekik gözlü ise japondur

ten rengi sarıysa çinli beyazsa japondur

adını sorun uyduruk bişeyse çinli karizmatikse japondur

bide koreliler var ama onları karıştırabilirsiniz serbest

Ben derim ki:

Hayır o da serbest değil

Çünkü Korelilerin kafası yüksek teknoloji tasarımı olduğundan

Pahada hafif, yükte ağır, beşgenimsi

çene ise zaman zaman öne çıkık bir yapıda.

Bak bir de Vietnamlı var, onlarda ten sarı, çinliler gibi koku almış başını gitmiş

Ama kafa var, pratikler.

Tabi Japonlar bir numara.

Her şeyin de iyisini bilirler balıkla beslenirler köpek familyasine bulaşmazlar.

vendredi, septembre 09, 2011

Mars'tan giderken

Ayrılmam lazım bu Mars'tan
Yitirdiğim ruhlar beni bekler orda,
Hepsi hırçın, hepsi huzursuz
Bulacağım herbirini kırmızının tonlarında.

Ich liebe dich über alles

Kaygıların bittiği yerde sevgi başlar.
Sevginin bittiği yerde gözyaşları,
Yağmurun bittiği yer çöl olur,
Ucu sonu görülmeyen çöller yarattım sana.

mercredi, mars 16, 2011

"O" geri göndü...

Kurt Cobain'in Boddah'sı ile daha dün telefonda konuştum. Bu beni çok sarstı. Boddah aslında yokmuş. "Neredesin peki" diye sordum. "Nasıl bir soru ya" diye cevapladı. Soğuk kanlığımı ve nezaketimi bozmadan "yanına geliyorum , sana vermem gereken bir fotoğraf cd'si var " dedim. "Gelmeni istemiyor" dedi. Ama kim? "O" diye cevapladı. Tahmin de ediyordum aslında. Benim gelmemi istemeyen "Pennywise'dan başkası değildi.

samedi, mars 12, 2011

Selam ben geldim!!

Yıllardır seni hep uzaktan gözledim. Yazmaya cesaretim olmadı ya da zamanım olmadı. Köprünün altından çok sular aktı. Hiç bir şey olduğu haliyle değil, çünkü artık bir Wiking savaşının ortasındayım. Ve seni unuttuğum yerden başlayıp, uzun uzun yazmaya hazırım. Artık daha disiplinli olacağıma ve tembel olmayacağıma söz veririm.

dicle

mercredi, juillet 18, 2007

televizyon ve babam

Televizyon kültürüyle iç içe büyümedim.Tabi bu konuda canım babamın etkileri çok büyüktür.Küçük yaşlarda tam bir programa ısındım,yarım saat izleyebilirim dediysem programın bir daha geri dönmemek üzere çevrildiğini gördüm.Bunun doğru bir hamle olduğunu şimdi daha da iyi anlıyorum.Babamla karakter açısından müthiş benziyoruz.E bu durumda da çatışmalar garanti.Sanki bu durumda babamı,kendimi sever gibi sevdiğimi farkediyorum.Bunu dürüstçe söyleyebilirim.O gerçekten benim için önemli.En yüzeyseli, bana yaptığı ilk iyilik, diğer yaşıtlarım gibi tv ye saplanmamı engellemek oldu.Türkiye deki ya da farketmez dünyadaki her tv dizisi,reklamı,filmi kandırmaca,içtenlikten uzak ve tuzak dolu programlarmış gibi geliyor.Bu durumda babamın bana samimiyeti öğrettiğini düşünüyorum.Kanalları çevirmesi ise yönetme gücünü ve bağımsızlığın önemini vurguladığını.Ama yine de o 5 dk lık sürede bile beynimi abuk subuk bulandıran bu aptal makinesine karşı koyduğumu görüyorum.Direk o stratejik kırmızı renkli kapatma düğmesine elim gidiyor.Çünkü ben babamın bana öğrettiği gibi samimi, bağımsız ve kendi hayatımın yöneticisiyim.Üretkenliğin temelinde yatan şey de başkalarının yaptıklarına tanıklık etmekten çok yeni bir şeyleri tek başına bulabilmektir.
Babamla arasıra kavgalarımız oluyor tabi:)Ama buna ayrılan süre tv yi izleme süremle aynı.Babamın kim olduğu kulağımda öyle çınlıyor ki bazen ne dediğini duyamıyorum.Ona sonsuz sevgi ve saygılarımla....

jeudi, juin 21, 2007

zehrini son darbeye saklayan aşklar büyüttük

Bir kıçı kırık tıkırtı duydum sağ merkez boşluğumda kendisini yalancı kadın sinsiliğinde gizlemeye çalışan necronomicon bir fareymiş sadece.

At dişli bir tavşan,bir kafası kesilmiş domuz gürültüsüyle benim mutluluğumun karesini dışkısıyla karıştırıyor, aynı çarmıha yine çakılacağımızı belirten açıklamalarda bulunurken,yüzünde eşşek sudan gelmiş gülümsemeler bana prim yapıyordu.

Bir telefon bir telefonu aradığında, arada bir zenci 1 trilyon zincir kırar,bir zenci bir zenciyle dansederken ,bir beyaz, alice harikalar ülkesinde kitabını baştan savma bir yere koyar.

YALANINI YAKALARSAM,2 GÖĞSÜN ÖNÜNE AKSIN.

Karanlık,sidik kokulu tünellerde yürürken sen, bir şiirimi bile ezberlemedin,hayatını başkalarından fotokopi çektirmeyerek sivilcelerinin biran önce patlamasına izin verdin,bi ara gel dondurmanı benden al.

Klasik anglo-saxon davranışların senin mumyalarla vals yaptığını,eğlenceli halin ise ölümle randevulaştığımda beni teleskopla izlediğini gösteriyor.

RÜYAMA GELECEĞİNİ HABER VERSEYDİN HEMEN KAHVE SUYU KOYARDIM

Parmaklarını kırarken cin hırsların acırsa, saçımı çek.

İsteksiz bedenlerin benlerini koparıp bir çuvala koyup olmayan ülkeye yolladım.Bana atılan kartlardan birinde şunlar yazıyordu:
Burada kısa camel satılmıyor,In flames de dinleyemedim.Sevgilim kulağıma duman üfleyip,bir yandan şarkımı fısıldar mısın?

İki buzlu viski içer misiniz?Yoksa sana adınla mı hitap etsem.Demek hayatını adayacağın idealler, ruhunu büyütecek düşler edindin.O halde gel ve çapaklarımı temizle.


“O düşünceleri çarpitir,bozar.Korkunç davranişları uyarır,mantıklı düşüncenin temelini yok eder ve sıklıkla da yasama isteği ve arzusunu yok eder.Kök olarak biolojik bir hastalıktır ama kişi onun sebep oldugu psikolojik tecrübeleri yaşar; avantaj ve zevkleri de olan bu hastalik uyandığında dayanılmaz acılara ve hatta coğunlukla intihara sebep olabilir.FELİX'TEN(gün gün felix) ALINTILAR...2004